Ana sayfa GÜLSEREN ŞENYÜZLÜ Mezuniyetler, Balolar ve Yaşanan Heyecanlar

Mezuniyetler, Balolar ve Yaşanan Heyecanlar

57
0

Her şeyin fazlası zarar derler ya… Ben bu söze yürekten katılanlardanım.

Anaokulu öğrencilerine bile mezuniyet balosu yapılıyor. Biz çok mu zengin bir ülke olduk da benim haberim yok. Anaokulu öğrencilerine de cüppe giydiriliyor, kep takılıyor.

Ben bu kadar abartıya karşıyım. Neden mi,bu kadar masrafa yazık da ondan. Her şeyin yerinde ve kararında yapılmasından yanayım. Elbette eğitimin henüz başında olan bu mini minnacık yavrularımızın da hakkı eğlenmek. Yaşlarına uygun olmalı bu eğlenceler diye düşünüyorum.Taklit olmamalı,büyüdüğünde yaşayacağı şeyleri küçük yaşta yaşayıp sevinçleri tüketmemeli.

Uçurtma şenliği olabilir örneğin, kukla oyunları, palyaçolar… Ne kadar severdik küçükken böyle eğlenceleri. Tiyatro oynarken küçükler de doğaçlama katılmalı oyuna, eğlenirken de öğrenmeli. Toplum önünde konuşmaya alışmalı şimdiden, kendine güven duymayı öğrenmeli bu sosyal çalışmalarla. Büyüklerin oyunlarını değil kendi yaşının oyunlarını oynamalı, çocuk olmalı… Nasılsa büyüyecek ve bir daha çocukluğuna geri dönemeyecek.

İlköğretim, ortaöğretim mezuniyet törenlerine gitmenizi öneririm kendi yaşının üstünde görünen kızlarımızı, delikanlılarımızı görebilmeniz için.

Abiye kıyafetlerin içindeki küçük kontes ve prensler. Erkekler için söyleyecek çok sözüm yok. Pantolon ceket, kravat,papyon…Yani klasik şeyler.

Kızlarımız için gerçek öyle mi ya… İçler acısı…12 yaşında nasıl 23-24 yaşında gibi görünebilir insan. Büyüklerin giydiği uzun tuvaletler üstlerinde, dudaklar kıpkırmızı ciğer yemiş gibi… Sanki cüceler bayramındasınız.
Saçlar mı onlar da aynı fabrikadan çıkmış gibi, lüle…”Yar saçların lüle lüle, yar benziyor beyaz güle “şarkısı geldi birden aklıma ve yazarken mırıldanmaya başladım.

Lüleler iri olacak sanki kendinden dalgalıymış gibi. Ama saçlar bütün gece açılmasın diye sıkı sıkı maşalanıyor, üzerine de dondurucu sprey sıkılıyor. Sonra, sonra mı, İngiltere kraliyet ailesinin saçları gibi mübarek…

Saçlar kısaysa maşa tutmuyorsa ne yapacağız, sorun değil, kendinize dert etmeyin. Nasılsa takma şaçlar da var. Çeşit çeşit , boy boy…

Sahi unuttum, bir de porselen makyaj var. Neden porselen denmiş bilmem; ama insanı palyaçolara benzettiğini söyleyebilirim. Hatta takma kirpikler, takma tırnakları da ekleyelim üzerine.

O kıyafetlerin içinde çocuklar var, ne kadar büyük gibi görünse de ruhları çocuk büyükler. Kızlar o kontes görüntüsüyle başlıyorlar salonun içinde kovalambaç ya da saklambaç oynamaya. Görülmeye değer bir manzara…

Onlara baktıkça çocukluğumu hatırlıyorum. Annem evden gider gitmez gardıroba koşardık heyecanla. Elbiselerini giyerdik büyük bir heyecanla. Sonra topuklu ayakkabılarını, arkası dört parmak boş, topuklar arkaya yan yatmış…

Ardından makyaj gelir dudaklar boyanır önce kıpkırmızı. Ardından allık, yanaklar ateşlenmiş çocuk misali…Far mı ,elbette var,onsuz olur mu? Gözlerin üzerine yeşil, bazen mavi… Fondöten de var elbette. Bu arada elbisenin orası burası fondötenle lekelenir, korku sarar yüreği;ama gene de vazgeçilmez giyinmekten.

Sonra aynanın karşısına geçerdik büyük bir heyecanla, ne kadar güzel görürdük kendimizi o aynada.Şimdi gülüyorum halimize…

İşte o küçük kontesler bana kendimi, çocukluğumu hatırlatıyor. Sonra diyorum ki çocukken ne kadar çok istemişiz büyümeyi. Bugün de aynı,değişen pek bir şey yok.Onlar da büyük görünmek için seçiyorlar o kıyafetleri.

Sonra büyüyorlar gerçekten, artık o kıyafetlerin hepsini, topuklu ayakkabıları giyebilecek yaşa geliyorlar herkes gibi. Tuhaf, giymemek için nasıl da direniyorlar, direniyoruz! Ne oldu şimdi, hata nerede, büyümek istemiyor muyduk. O gece elbiselerini ,topuklu ayakkabıları giyeceğimiz günü heyecanla beklemiyor muyduk? Çeşit çeşit çantamızın olmasını,ojelerimizin, rujlarımızın. Nerede kaldı o büyüme isteği.

Yoksa doyamadık mı çocukluğumuza. Doyamadık ki pek çok kadın 50-60 yaşında gençlerin giydiği kıyafetleri giyiyor. Daha pastel makyaj, daha az topuklu ayakkabı. Hatta düz , dümdüz.

Yaşlandıkça da çocukluğumuzu özlüyoruz, o sorumsuz, başı beş karış havada geçen günlerimizi. Küçük olmayı özlüyoruz. Küçük görünebilmek için de gençlerin giydiği kıyafetler oluyor tercihimiz.

Size diyorum çocuklar,
Ne olur bana ödünç verin
Şu çocukluk günlerini…

Uzatın ki elinizi,
El ele tutuşup şöyle;
Sizinle bir dolaşayım.
Çocukluğu hiç olmazsa
Ödünç olsun yaşayayım.

(Şiir Veli Bilici’nin Çocukluk Özlemi’nden alıntıdır.)

Eğitimci-Yazar
Gülseren Şenyüzlü

gulserensenyuzlu@gmail.com