Ana sayfa AFYONKARAHİSAR BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARDIR

BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARDIR

461
0

Bana sorsalar Kahve mi? Çay mı diye? Kahve derim.

Kahve kimi zaman hüzündür. Kimi zaman neşe. Kahve içmek benim için başlı başına bir keyiftir. Hele pandemi döneminde ve geçirdiğim operasyonum sonrasında daha da meraraklısı oldum. Türk kahvesi, Filtre kahve, Espresso, Americano, Latte, Mocha, Macchiato, Cappuccino….
Hangi kahve içilir?, hangisi nasıl demlenirse daha lezzetli olur? Değişik sunumlar ve her biri için ayrı bardaklar keşfetmek benim için inanılmaz bir keyif oldu.
Ama bizim Türk kahvemizin yeri her zaman ayrı.
İlk kahve pişirmeyi rahmetli dedemden öğrendim. El değirmeninde çekirdek kahveyi kendisi öğütürdü. Bakır 2 kişilik bir cezvesi vardı. Odun ateşinde yavaş yavaş pişirir, bir yandan da bize nasıl pişirilmesi gerektiğini anlatırdı. Biraz pişirdikten sonra yarısını fincanına döker tekrar ocağa koyardı. Bir taşım daha kaynatır bol köpüklü kahvesini höpürdete höpürdete içerdi. Höpürdetmekte adaptanmış. Kahvenin tadını almak içinmiş. Canım çekerdi ama nedense çocuklar kahve içmez derlerdi. O zamandan nasıl içimde kaldıysa şimdi fazlasıyla tadını çıkarıyorum höpürdete höpürdete…
Kahve içmek bir sanattır. Biz ne yaparız sunumlarımızda kahvenin yanında mutlaka su ikram ederiz.
Neden?
Kahveden önce bir yudum su içilir ki, ağzımızın tadı başka tatlardan arınsın. Kahve yudum yudum içildikten sonra su içmek ise kahve adabına ihanet kabul edilirmiş. Peki, halk arasında hala dile gelen, ’’Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır deyişi nereden kaynaklanmıştır? Vaktiyle İstanbul Yemiş iskelesindeki bir kahvehaneye bir yeniçeri girer. Sağına soluna bakınır ve kahveciye ’’Herkese benden bir kahve yap ama şu kafire yapma ‘’diye seslenir. ’’Kafir’’ dediği
İstanbul’a yük getiren bir geminin Rum kaptanıdır. Kahveci, yeniçerinin atıp tutmalarına ve tehditlerine aldırmadan ve korkmadan Rum kaptanın kahvesini pişirip ikram eder.
Uzun bir zaman sonra Osmanlı ordusu bir sefere çıkar. Yeniçeri ocağına kayıtlı olan o kahveci de görevi gereği Sisam adasına gönderilir. Savaş sırasında esir düşer. O zamanlar esirler parayla satılır, alanlar da isterlerse onları öldürme hakkına sahip olurlarmış. Kahveciyi görüp tanıyan o Rum kaptan satın alır. Kahveci korkunç sonunu beklerken, onu yanına alıp götürmekte olan kaptan ‘’Korkma, seni tanıdım. Sen İstanbul’da Yemiş İskelesindeki o kahvecisin. Yıllar önce , kötü yürekli bir yeniçeri, bana kahve vermemen için tehditler savurduğu, hakaretler ettiği halde sen yine de bana kahve ikram etmiştin. Sağ olasın. İşte o bir fincan kahvenin hatırı için seni serbest bırakıyorum. ’’Git sağlıcakla’’,
demiş ve kahveciyi salıvermiş.
Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı da böylece dilimize, geleneklerimize yerleşmiş ve nesilden nesile aktarılır olmuştur. Gözümüzden, gönlümüzden düşenlere inat, Kalbimizde olmaya devam edenlerle bir kırk yıl daha içelim, içip de o hatrı bilmeyenlere de Gönül kahvemizden ikram etmeyelim bir bay bay diyelim. Biz kadınlar kahveye bayılırız asla yalnız kahve içmeyi sevmeyiz. Mutlaka yanına bir dost isteriz. Ama dostun gerçek olanından. Kahve öyle herkesle içilmez, kıymetini bilenle içilir. Bazen kahvenin tadı şekerden değil, eşlik edenden gelir. Ardından birde fal bakarız, uyduruktan … Karşıdaki neyi duyarsa mutlu olur biliriz. Onu mutlu ederiz. Arkasından da “Ağzına, yüreğine sağlık” iltifatını alırız değmeyin keyfimize…Terapi olur bize. Sohbetle de ne de güzel gider. Kahve gerçek bir dost gibidir benim için. Keyifle ve dostla içilen bir kahvenin tadı damağımda kalır. Dünya’nın en zengin insanı birlikte bolca kahve içebildiğiniz insanlardır.
Boşuna söylenmemiş.
’’Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül sohbet ister kahve bahane’’……

BİR YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz