Ana sayfa KÖŞE YAZILARI Bir yıldız daha kaydı gökyüzünden

Bir yıldız daha kaydı gökyüzünden

155
0

Bir yıldız daha kaydı gökyüzünden…
Yığın yığın pişmanlık doldu da içimiz, yine hiçbir şey yapamadık biz…
Helin Palandöken…17 yaşında henüz hayatının baharında ayrıldı aramızdan. Gazeteler “Aşk Cinayeti” diye başlık attı ertesi gün.

Katil ya da diğer yorumla bizim “kara sevdalı “ aşkına karşılık bulamayınca almış eline silahı ve basmış tetiğe Helin’e hiç acımadan.
Neden karar verme hakkı yoktu da kör bir kurşunla vuruldu sokak ortasında Helin…
Helin mecbur mu Mustafa’nın aşkına karşılık vermeye. Aşık olacaksın, karşılık alamayınca “ya benimsin ya toprağın” diyerek basacaksın tetiğe. Bu kadar ucuz mu kadının hayatı ve erkekle aynı duyguyu yaşamaya zorunlu mu?
Toplumsal bir değişime ihtiyacımız var. Kadın, erkek, çocuk, yaşlı, genç birbirimize saygı göstermeyi öğrenmeye…
Sakine Akkuş da eşinden ayrılmak istediği için öldürülen binlerce kadından biri. Kendisine insanca davranılmadığı için baba evine döndü Sakine. Neden karar verme hakkı yoktu da kör bir kurşunla vuruldu sokak ortasında.
Yüzlerce Helin, Sakine var etrafımızda, duyduklarımız,duyamadıklarımız,duyup da duymazdan geldiklerimiz.
Kadının toplumsal yenilgisine ne zaman dur diyebileceğiz.
Ne zaman saygıyla karşılanacak” hayır” deme hakkı.
Ne zaman saygıyla karşılanacak “ ayrılmak istiyorum” deme hakkı.
Mecbur mu kendisine işkence eden kocasına katlanmaya. İnsanca yaşamak onun hakkı değil mi?
Yaşanmamış olsaydı keşke ölümler…
Son bulmasaydı “ İyi günde, kötü günde birlikte…” diye başlayan evlilikler şiddetle, ölümle…
Yaşanmamış olsaydı tecavüzler. Kirlenmeseydi genç kızların hayallerini süsleyen bembeyaz gelinlikler.
Kaç yaşam son buldu intiharla,çaresizlikten.Soldu güzelim çiçekler…Ah ettik yok,vah ettik yok. Neydi eksik olan ,nerede hata yapmıştık da “O beni hiç sevmedi.” diyerek asıverdi kendini 24 yaşındaki kuaför genç kızımız dükkanının tavanına.
Evinden dersaneye gidiyorum diye çıkan henüz hayatının baharındaki Remziye, neden ardında hiçbir not bırakmadan attı kendini inşaatın sekizinci katından. Biz mi kördük ya da bir şeyler değişiyordu da biz mi fark etmedik. Yeterince sevgiyle sulayamadık mı en değerli çiçeklerimizi.
Zorla beşik kertmesi yaptıklarımıza ne demeli…Biraz dikleşince başını koparıverdiklerimize. Sonra nehirlere ,tarlalara bırakacak kadar canavar oluşumuza. O bizim canımızdı, yanıbaşımızdaki bacımız ,kardeşimiz.O bizim biricik yavrumuz. Neden söz hakkı tanımadık onlara…Neden kulak asmadık yüreğine…
Ya kendinden 10, hatta 20 yaş büyüklerle evlendirdiklerimiz. Hiç mi düşünmedik duygularını, onların da aşkı tatmak isteyeceklerini. Babası ,dedesi yaşındaki adamın koynuna hangi vicdana sığınarak gönderdik o taptaze çiçeklerimizi.
Kocasından ayrılmak istediği için öldürülen yüzlerce kadının hakkını kim arayacak? Ve onların ardında bıraktıkları bebeler…Kime anne diyecekler,kim silecek gözyaşlarını, düştüğünde kanayan dizlerinin yarasını kim saracak,bayramlarda boynu bükük mü kalacak o masumlar… Etrafımızda kadınlarımıza yapılanları nasıl sileceğiz beyinlerimizden ve nasıl uyuyabileceğiz rahatça. Kim verecek hesabını o yaşam dolu annelerin.
Temizliğe gidip evine çocuğuna bakmak için canını dişine takan kadınımıza teşekkür edeceği ,onunla gurur duyacağı yerde alkol alıp döven elleri nasıl kıracağız.
Dayak yemekten mosmor olmuş bedenlerin hesabını kime soracağız. Kim koruyacak onları. Kocandır, biz bir şey yapamayız diyerek hangi vicdanla görmezden geleceğiz olanları.
Önce sığınma evine gönderip sonra canavarın eline teslim ediverdiklerimiz.
Etrafında haklarını savunabilme fırsatını bulmuş iki üç kadına bakıp da kadınları acımasızca eleştirenlere ne demeli. Zenginliklerine sığınarak birbirlerini yiyen ,hırs denizinde boğulmakla meşgul kadınlara bakarak mı değerlendireceğiz çaresizlik içinde kıvranan ,yaşama tutunmak için mücadele eden kadınlarımızı.
Medyada her gün bir başka erkekle boy gösteren ,bedenini sergileyen bir avuç kadına bakarak mı karar vereceğiz. Onlarla aynı kefeye koyup zaten üçüncü sınıf vatandaş olmayı siz kendiniz istediniz mi diyeceğiz çaresizlik içinde çırpınan kadınlarımıza.Ve bu şekilde vicdanlarımızı rahatlatıp olan biteni görmezlikten mi geleceğiz. Deve kuşları gibi başımızı kuma mı gömeceğiz.
Kocasına horozlanan, güzellik salonlarından çıkmayan, magazin sayfalarından düşmeyen bir avuç hatunu mu örnek alarak vicdanlarımızı rahatlatacağız.
Üzerine getirilen kumaları kıskandığı için küçük mü göreceğiz. Ve kumasını korumasını isteyeceğiz hiçe sayılan o kadından ya da anneden.
Bırakın kadını,hangi canlı paylaşmak ister eşini,
Bu yıl da mı ellerimizdeki kiri temizleyemeyeceğiz. Ne zaman korkmadan eşinden ayrılma kararı verebilecek kadınlarımız.
Bu konuda sadece yüreklerimizin sesi bizi en doğru yere ulaştırabilir ,işte o sesi arayıp bulmalıyız kadın erkek birlikte.Sesleri birlikte yorumlayıp kelimelere dönüştürebilmeliyiz.Geriye zaman ve rota düzeltmesi ve kontrol yaparak yaşamı yönetmek kalmalı.Omuz omuza olmalıyız kadın erkek yol boyu.İyi günde kötü günde yan yana…
Hayatta birlikte kalmak olmalı amacımız. Bütün çakıl taşlarını yok edelim birlikte, kader artık bütün olumsuzluklarını çeksin üzerimizden.

Eğitimci-Yazar
Gülseren Şenyüzlü

gulserensenyuzlu@gmail.com