Ana sayfa AFYONKARAHİSAR BİLİNÇLİ TARIM VE SU….

BİLİNÇLİ TARIM VE SU….

417
0

Yıl 1993 Üniversite sınavına girdim. O zamanlar kendi tercihlerimizden çok ailelerin tercihleri ön
planda tabi. Sonuçlar açıklandı. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama
Bölümü. Tabi aile mutlu kazandım diye, ama ben mutlu değilim çünkü istediğim bir meslek değil.
İstemeden de olsa başladım. Gidiyorum, geliyorum ama bir türlü ısınamadım. Ailemle durumu
paylaştım, bırakmak ve yeniden sınava girmek istediğimi söyledim. Kabul etmediler. Kazandın artık bu
okulu bitir sonra istediğin yeri okursun dediler. Tamam dedim ama dinlemedim. 1 yıl okulu bıraktım,
tabi gizli gizli…
Okula gider gibi her gün Ankara Milli Kütüphaneye gittim. Sözel bölümden şansımı denemek istedim.
Hazırlandım, çalıştım ama desteksiz çokta verim alamadım. İstediğim bölüm yine olmadı. Şansımı
fazla zorlamanın da anlamı yoktu, tekrar kazandığım okula devam etmek zorunda kaldım ve geçte
olsa bitirdim.
Bir gün okulun dekanlığına bir işlem için gitmiştim. İlan panosunda bir ilan gördüm. Yurt dışında staj
ilanı. Dil sınavı ile öğrenci alıyor. Tabi ben okulu sevmek için yeni yeni arayışlardayım. Heyecanlandım,
orada karar verdim ben bu stajı kazanmalıyım. İngilizce sınavına hazırlandım ve başardım stajımı yurt
dışında yapacaktım.
Stajımı yapacağım Ülke İsrail…..
Aile yine tepkili, çok uzak ve tehlikeli çünkü savaş var. Bu sefer dinlemedim. Bu benim kendi
tercihimdi ve bir çok kişiyi eleyerek kazandığım bu imkanı kaybedemezdim. Gitmeye kararlı olduğumu
söyledim kabul etmek zorunda kaldılar.
İsrail’de Kibbutz Bar’ama yola çıktım. Kuzey İsrail’de. Lübnan sınırında bulunan bir yerleşim yeri.
Kibbutz’lar, İsrail’de ortaklaşa kullanılan yerleşim bölgelerine verilen isim. Kooperatifler gibi. İsrail
devletinin kuruluşunda Sosyalizm ve Siyonizmi pratik şekilde bir araya getiren, İsrail’e özgü bir deney
olup, tarihte gelmiş geçmiş en büyük ortaklaşa toplum hareketlerinden biri.
Kibbutz’ların esası; Tüm üyeler birleşir. Haftada bir toplanır ve kararlar alırlar. Her hafta farklı bir
yönetim kadrosu oluşturulur. Herkes her görevi alır.’’ Herkes kabiliyetine göre yardım etmelidir ‘’
ilkesi ile hareket ederler. Ailelerin ekonomik sorumluluğu yok. Çocuklarla ilgili sorumlulukları yok.
Çocukların eğitimi ve yetiştirilmesi ortak. Bana çok ilginç gelen ve hatta üzen ise, çocuklar 2 yaşından
itibaren ailelerinden ayrılır. Eğitilmiş bakıcılar nezaretinde çocuk yuvalarına gönderilir. Sadece hafta
sonlarında 2 gün çocuklarını evlerine alma izni verilir. Duyunca çok etkilenmiştim.
Yaşları ilerledikçe demokratik ilkelere göre yetiştirilirler.18 yaşına kadar kesintisiz eğitim alıyorlar. Dil
eğitimi çok küçük yaşta başlıyor. Ana dilleri İbranice olmasına rağmen ana dil gibi İngilizce
konuşabiliyorlar. Tarım eğitimi, ekonomi, savaş eğitimi, kızlar bile asker…
Bizlerde staj için oradayız. Onlara göre de Gönüllü İşçiyiz. (Volunteer)….

Gönüllü İşçiler, çoğunlukla gençler. Tüm ülkelerden gelenler var. Kibbutz ekonomisinin çeşitli
dallarında çalışıyoruz. Tarımda, mutfakta, çamaşırhanede, bahçede, fabrikada, karşılığında parada
alıyoruz, kültürel etkinliklere katılıyoruz. Sabahları evlerimizden alıyorlar. Tarlalara gidiyoruz, çok sıcak
olduğundan sürekli su içmemiz konusunda uyarıyorlar. Tarlalarda çalışırken boynumuza boy boy ölçü
aletleri takılıyor kolye gibi bir sürü halka. Elma bahçelerinde elma toplarken öyle elmayı kafana göre
toplamak yok. Ağacı sallayayım, sopayla vurayım yok. Önce ölçü aletiyle ölçeceksin. Yeterli büyüklüğe
ulaşmış mı? Bakacaksın, ulaştıysa parmaklarınla zedelemeden avucunun içine alıp, hafif çevirerek
koparacaksın. Eğer parmak izi olursa ayrı sepete. Meyve suyu fabrikalarına. Başımızda bizi kontrol
eden 10-12 yaşında çocuk askerler. Omuzlarında hep tüfek var, kendi boyları kadar. Korkmazdım
desem yalan olur.
Öğlene iş biter paydos. Öğle yemeği için yemekhanelere gidilir. Masa da çatal kaşık tüfek. O
görüntüye bile alışıyor insan. Bomba sesleri gelir, masalar sallanır, çorbanı içemezsin. Biz korkudan
ne yapacağımızı bilemeyiz, onlar sakin. Eğer tehlike varsa hepimiz toplayıp sığınağa götürürler.
Sığınaklar bile farklı, yerin kaç kat altı nefes alamadığımı bilirim. Her türlü tedbir alınmış, orada
geçirecekleri zamana göre ayarlanmış. Ev gibi, her şey var. Bu şartlarda yaşanır mı? Orada ülkemi
özledim, memleketimin kıymetini daha da anladım. Gidince toprağı öpeceğim diyenlere hak verdim.
Deneyim mi? dersek benim için inanılmaz ve hayatım boyunca unutamayacağım bir deneyim oldu. Bir
sürü ülkeden bir sürü arkadaş…
Üzüldüğüm benim ülkem de tarım ülkesi. Onlar neden ileri biz gerideyiz.
Ankara kadar bir ülke Tarımın kazandığı bir ülke. Kayaların arasından ağaçlar çıkıyor. Çölü tarım yapılır
hale getirmişler. Adamlar çölde tarım yapıyor. Su yok varsa bile tuz yok. Sıcaklık 40C
Toprak yok, gölge yok. İnanabiliyor musunuz? Suudi Arabistan’a İsrail’den Hurma gidiyor. Ramazan
ayında tanesini 1 TL ye aldığımız dev hurmalar Kudüs topraklarında yetişiyor. Azmin zaferi.
Bizde de toprak bol. Tam bir tarım ülkesiyiz. Ama azim yok. Damla sulama sistemini İsrail’den aldık.
İsrail damla sulama ile sularını minimum düzeyde kullanabilmek ve bitkilerin verilen sudan maksimum
fayda sağlayabilmesi için geliştirmiş. Biz o dönemde bunu çiftçiye anlatırken, yok olur mu? Bu damla
damla su bitkiye nasıl yetiyor. Sanıyor ki ağaçları suda boğunca, bahçesini göle çevirince, bitkide bol
bol sudan faydalanıyor, halbuki tam tersi.
İsrail firmaları o zaman hazır sistemi çiftçiye getirip her şey hazır halde kuruyordu. İstedikleri sadece
belirlenen saatlerde sistemin düğmesine basmak, çalıştırmak. Bizim keyfine düşkün çiftçimiz de kim
gidecek te o saatte sistemi çalıştıracak? unuturum ben diyordu. Eee zihniyet bu olursa biz tabi
ilerleyemeyiz. Benim çok değerli meslektaşlarım da koskoca tarım ülkesinde işsiz kalıp başka işlere
yönelir, bizim meslek değersizleşir.
O küçücük minnacık ülke Tarımda destanlar yazarken bizde uzaktan ööyle bakarız….

BİR YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz