Ana sayfa AFYONKARAHİSAR Afyon’dan Nepal’e Şule Özürün Bendler

Afyon’dan Nepal’e Şule Özürün Bendler

74
0

Afyon’un maceracı kadınlarının başında yer alan Şule Özürün Bendler’in cesareti hayranlık uyandırdı. Birçok kadının tek başına Afyon’dan Antalya’ya gidemezken o motosikleti ile Nepal’e gitti. Şule Hanımın Nepal macerasını CAFELIFE için yazdı. 

Afyon’da ki sevilen işadamı ve kültür, sanat dostu, büyüğümüz Sayın İbrahim Alimoğlu’nun Alimoğlu Kültür ve sanat merkezinde, Nepal gezi notlarından oluşan seyahat sunumum tam bitmişti ki, Adana’dan arkadaşlarımdan gelen bir telefonla kendimi Afyon otogarında buldum. ‘Adana’ya 1 bilet’ diyorum.. Tabi ki arkadaşlarımı görmek ilk amacım olsa da aslında o meşhur Adana yemeklerini yemeye gidiyorum. Sonuçta benim felsefem “ye-iç-sür” yiyorum, geziyorum, yine yiyorum… Bu ritüeli yaşarken telefonum çalıyor, numarayı bilmiyorum. “ben Ömer Mazi” diyor. Tanıyorum kendisini, birkaç da ufak sohbetimiz olmuştu. “ne çok yere gitmişsin ve biz niye bunlardan hiç konuşmadık” diyor, konuşalım hocam diyorum. Adana’dan döneyim çayımızı içmeye Çengel Kafeye buyurun diyorum.

Adana ziyaretimden döner dönmez

Ömer Mazi ile çayımızı yudumlarken ,CAFELIFE’da gezdiğim yerleri, yaşadığım maceraları sizlerle paylaşmamı isteyince, seve seve dedim..

Beni tanıyanlar bilir ama tanımayanlar için kısa bir özet: Afyon’umuzun daha iyi yerlerde olması gerektiğini düşünen Afyon sevdalısı, bir anne, bir işletmeci, motosiklet tutkunu, annanemin tabiriyle ayağının altından yel geçen bir gezgin, hayvan sever, pozitif bir insanım.

Nepal

Bu ilk bölümde size Nepal’i anlatmaya çalışacağım. Okuduklarımız, gördüklerimiz, düşündüklerimiz bizi yaşamın monotonluğundan çıkartıp farklı deneyimlere doğru gitmemiz için dürter. Benim deneyim yolumda yolda olmak. Hayallerimin 2.yolu Asya kıtasında Nepal. İlki Afrika’ydı. Afrika ama öyle güney Afrika ya da Fas, Tunus, Mısır değil. Baya Afrika’nın göbeği. Orta Afrika. Nepal daha yakın bir gezi olduğu için ilkönce, daha bilgilerim de sıcakken burayı yeniden yaşamak istedim. Nepal’e gidiyorum dediğimde herkes neden diye sorar oldu ilginçtir ki Paris desem, neden sorulmayacak. Güneşin doğduğu yere doğru, doğuya gidiyor olmak beni heyecanlandırıyor. Farklı bir kültür, doğa, yemekleri ve insanlarını merak ediyorum. Okuduklarımı yaşamak için heyecan duyuyorum.

Nepal macerasının başlangıcı:

Birbirini hiç tanımayan 4 kişi facebook aracılıyla tanışıyor ve macera başlıyor. Tanışmak için İzmir’de buluşup daha önce buraya gitmiş birinden yol tiyoları alıyoruz ve internet üzerinden, 5 ay öncesinden biletlerimizin rezervasyonunu yaptırıyoruz. Evlerimize dönüp ders çalışmaya başlıyoruz. Nerelere gitmeli nereleri görmeli dersleri. Nihayet, beş  ay sonra Atatürk havaalanında ikinci kez buluşup Air Arabia ile önce 4.5 saat Birleşik Arap Emirlikleri’nde Sharjak oradan yine 4 saat daha Katmandu’ya varıyoruz.

Ve nihayet Katmandu…

Bir ülke düşünün? İnançla şekillenmiş, inanmak hayatın her anında. Öyle tereddütsüz ve sorgusuz öylesine içten inanan 28 milyon sefalet ve fakirliğin içinde bile gülebilen pozitif insanlar. Her mekana giriş de, sokakta, araçta, yemek de seni “namaste” yani içimdeki tanrı içindeki tanrıyı selamlar diyerek karşılayan küçük insanlar.

Dünyanın tek Hindu Krallığı. Dünyanın en fakir ülkesi nerdeyse. Bayrağı dikdörtgen olmayan tek ülke. Zorunlu eğitim ve askerlik yok. Okuma-yazma oranı % 40 bile değil. Dünya da 8 bin den yüksek 10 zirve Nepal’de. En yükseği Everest. 7 bini aşan da 250 den fazla zirve de yine Nepal’de bulunuyor. Hindistan anakarasının sıkıştırmasından dolayı her yıl bu zirveler biraz daha yükselmekte.

Sadece ineklere değil tüm hayvanlara saygı çok fazla. Ancak bir ineğin ölümüne sebep olmanın cezası insan ile aynı. 24 yıl. Türkiye’de maymun beslemek ne kadar garipse burada da kedi öyle. Ve kedilerin uğursuzluğuna inanıyorlar. Katmandu Nepal’in başkenti. Çoğunuz bu yazıyı okurken hayal kuruyor biliyorum. Başkent, otogar, otel vs. Hayallerinizi biraz sukutu hayale uğratacağım çünkü bu ve benzeri terimler aslında bizim bildiğimiz, alıştığımız gibilerinden değil. Mesela ilk şaşkınlığımızı ülkede nerdeyse 15 saat elektrik olmadığını öğrenince yaşıyoruz. Çoğu yerde jeneratör var ancak mesela otelde jeneratör sadece resepsiyonu, odalar da girişi aydınlatıyor yani prizlere ve banyoya elektrik gelmiyor. Hemen eşyalarımızı otele atıp sokaklara çıkıyoruz. İnanılmaz bir trafik, yollar toprak olduğu için inanılmaz bir toz, korna gürültüsü, fakirlik. Ama mutlu insanlar.

Gezi notları: 1.bölüm Pashupatinath Tapınağı

Katmanduda göreceğimiz 3 önemli tapınak var. Pashupatinath Tapınağı: Sözün bittiği yer derler ya. İşte öyle bir yer. Bir tapınak olmanın çok ötesinde, başka bir dünya. Daha ısınma turları atarken Pashupatınath’a gelmek biraz bizi sarstı açıkçası. Bir ölü yakma törenine şahitlik ediyoruz. Burası bir Hindu tapınağı. Hinduizm tanrısı Şiva’nın tapınağı olarak kabul ediliyor. Burası UNESCO dünya mirasları listesinde. Burara da UNESCO dünya mirasları listesi ne demek ondan bahsedeyim. UNESCO tarafından listelenen özel kültürel ve fiziksel öneme sahip yerlerden her birine verilen ad. Buralar ‘ben bir kültürel varlığım, beni listenize alın sonrada benim listede kalmamı sağlayacak kadar beni koruyun’ diyorlar. Dünya da 1007 Türkiye’de de 13 nokta koruma altında.

Hinduizmde ölümden sonra bedenlerin burada yakılması ve küllerinin Ganjla birleşerek nehre savrulması kişinin cennete gideceğini kolaylaştırdığından burası çok kutsal kabul ediliyor. Tapınağa sadece Hindular giriyor biz sadece karşıdan izleyebiliyoruz. Burada da kast sisteminin etkilerini görebiliyoruz. Cenaze beyaz ve turuncu kumaşlara sarılıyor. Beyaz, masumiyet turuncu huzurun rengini simgeliyor. Ölenin ailesi 13 gün tapınakta dua ediyor. Ailede en büyük erkek çocuk babadan küçük erkek çocuk da anneden sorumlu olduğu gibi, törenin de belirleyicisi oluyor. Kadın daha geri planda kalıyor.

Din adamlarının dualarıyla başlayan törende sandalla nehir kıyısına getirilen cenazenin ayaklarına su serpilmesi, ağzına yakınları tarafından su verilmesi, üstüne çiçekler dolama gibi bir ritüele şahit oluyoruz. Ancak bizde ki gibi bir ağıt, haykırış hoş karşılanmadığından böyle bir şey göremiyoruz. Cenaze, nehrin kıyısından sıralanmış odunların üstüne getirilip üstünü çalılarla kapatıyorlar ve büyük erkek kardeş yakmaya hayatın başladığı yer olan ağızdan başlıyor. Sanırım bu odunlar sandal ağacından olduğu için koku beni rahatsız etmedi. Yaklaşık 5 saatte yanma işlemi tamamlanıyor. Ve daha sonra küller Ganj nehrinin bir kolu olan Bagmati’ye süpürülüyor.

Bura da bitmiyor tabi ki ritüel. Mesela cenazeyi yakan büyük oğlan 1 sene boyunca beyaz kıyafet giymek zorunda, ölümün 13.gününe kadar kimseyle konuşmuyor, dokunmuyor, et yemiyor, içki ve sigara içmiyor. Ölümün 10.gününde aile tekrar tapınağa gelip dua ediyor ve cenazenin yakını olan erkekler burada saç ve tırnak kesip yıkanıyor. Eğer ölen kişi erkekse karısı her gün buraya gelip tanrılara çiçek, pirinç sunuyor. Ölen kişinin eşi bir yıl boyunca yalnızca beyaz giyiyor.

Bu tapınağın hemen yanında da bir yaşlılar yurdu var. Ve burası diğer ülkelerden gelen yardımlarla ayakta olduğunu öğreniyoruz. O kadar yaşlı insanlar var ki biran önce ölmek için dua ettiklerini duyunca şaşırıyoruz. Reakarnasyona inanan bu halk, eğer yaşarken iyi bir insan olduysa tekrar dünyaya gelebileceğine inanıyor ve bu yüzden de bu ülke, dünyada nerdeyse suç oranının sıfır olduğu bir ülke de aynı zamanda. Nepal Katmandu’ya geldik, bizi şaşırtan bir tapınak ve bir seremoniye de şahit olduk. Diğer tapınak ve meydanları da gelecek sayıda görelim. İlk izlenim, “Sen mutluysan ben de mutluyum” ülkesi NEPAL.1. BÖLÜM

BİR YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz