Ana sayfa AFYONKARAHİSAR AB’yi 1975’de Erbakan, 1979’de Ecevit istemedi

AB’yi 1975’de Erbakan, 1979’de Ecevit istemedi

285
0

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son günlerde konuşmalarında Avrupa Birliği vurgusu ön plana çıkıyor.

AB ile yeni bir sayfa açmaktan bahsediyor.

AB Türkiyesiz, Türkiye AB’siz olmaz.

İnanın bu söylemleri ben daha önce Tansu Çiller’den, Mesut Yılmaz’dan, Süleyman Demirel’den, Bülent Ecevit’ten, Recep Tayyip Erdoğan’dan birçok kez duydum.

Antalya’da onlarca AB Türkiye ilişkileri zirvelerine katıldım.

Yeni yol haritaları,

Yeni sayfalar,

Yeni başlangıçlar,

Yine, yeni, yeniden defalarca denendi.

AB’ye girmek için bir kitapçık var.

Burada yazılı olanları yapın, uygulayın gelin diyorlar.

Bizim hükümetlerimizin tam olarak işine gelmediği için her yani başlangıç birkaç adımdan sonra, “Bu Avrupalılar bizi zaten istemiyor” diye geri adım atıyoruz.

Bakın balkanlardaki eski Osmanlı şehirleri, sonra Yugoslavya’dan dağılan ülkecikler hepsi AB Kitapçığında yer alanları yerine getirdi ve AB’ye girdiler.

Peki Türkiye neden giremiyor?

Ya da gerçekten bizi almak istemiyorlar mı?

Tarih boyunca Türkler yönünü her zaman batıya dönmüştür.

Batı ise tam tersi tarih boyunca yönünü doğuya dönmüştür.

Çünkü ışık doğudan yükselir.

Avrupa karanlık çağını yaşarken doğu, özellikle Anadolu medeniyet, bilim, sağlık, icatlar konusunda dünyaya ışık saçıyordu.   

Birkaç ay önce hayatını kaybeden eski başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın AB Konusunda yaptığı bir konuşmayı sizlere aktarmak isterim.

Türkiye’nin yıllardır sürdürdüğü Avrupa Birliği macerası konusunda bir gün eski Başbakan ve ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın kapalı bir oturumda yaptığı konuşma vardı.

Mesut Yılmaz sade ve ders niteliğinde bir konuşmayla Türkiye’nin Avrupa Birliğini özetliyordu.

“AB Türkiye ilişkilerinin Dünü Bugünü” konulu konuşmasında AB’nin Almanya ve Fransa’nın barışı için kurulan bir birlik olduğunu söyledi.

Mesut Yılmaz “Bugünkü Avrupa Birliği kanlı savaşların yaşandığı, Avrupa kıtasında kalıcı barışın sağlanması için, Almanya ile Fransa’nın, yeni Avrupa sürecinde barış içinde olması için iki ülkenin çıkarları doğrultusunda savaşlara neden olan kömür ve çelik endüstrisi iş birliği için oluştu.

1951 yılında Fransa’da Kömür ve Çelik İş Birliği Teşkilatı adı ile kurulan bu birliktelik bugünkü Avrupa Birliği olmuştur.

İki ülke ile başlayan ve bugün çoklu katılımlı bir birlik haline gelen Avrupa Birliği Kömür ve Çelik İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Ekonomik Topluluğu ve nihayetinde Avrupa Birliği olmuştur” dedi.  

Avrupa Ekonomik Topluluğuna 1958 yılında ilk müracaat eden ülke Yunanistan oldu, onlardan hemen bir sene sonra ikinci müracaat eden Türkiye olduğunu belirten Mesut Yılmaz, “Avrupa Ekonomik Teşkilatı ile ilişkiler eskiden Dışişleri düzeyinde yürütülürdü. Yunanistan’ın müracaatından sonra Türkiye’de müracaatta bulunarak Yunanistan’ın katıldığı her ortamda yerimizi almak için yola çıkıldı.

1959 yılında Türkiye Avrupa Ekonomik Topluluğuna başvuru yapması ile başlayan süreçten bugünlere geldik.

Yaklaşık 45 yıl sürün bu yolculukta fırsat birkaç kez ayağımıza geldi.

Bunlardan ilki Yunanistan’ı Avrupa Ekonomik Topluluğa alınmak istenmiyordu.

Bunun için 1975 yılında Türkiye’ye Avrupa Ekonomik Topluluğuna sizde müracaat edin teklifinde bulunuldu.

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel teklife sıcak bakıyordu ama hükümet ortağı Necmettin Erbakan, Avrupa Ekonomik Topluluğunu Hıristiyanlar topluluğu olarak gördüğü için kabul edilmedi.

İkinci teklif 1979 yılında Ecevit hükümetinde geldi.

Ecevit Avrupa Türkiye’yi sömürmek istiyor, bizi kendine pazar yapacak diye kabul etmedi. Son fırsat 2002 yılında Annan planı ile geldi.

Annan planını Kuzey Kıbrıs kabul etseydi bugün Avrupa Birliğine girmiş olacaktı ve Türkiye’nin de girme şansı artacaktı.

Denktaş bu planı kabul etmeyerek Kıbrıs’ı AB’nin dışında bıraktı” diye konuştu.

Türkiye hala Avrupa Birliğine giremedi.

Bunda AB’nin olduğu kadar bizim hükümetlerimizin de suçu var AB uyum yasaları bir türlü tamamlanmadı.

Bu durum AB’ye girmek istemeyen bizim hükümetlerinde işine geliyor, bizi almak istemeyen AB’nin de işine yarıyor.

Yani 60 yıldan beri papatya falına dönen AB süreci bir kez daha gündemimize geldi.

Oysa son on yılda AB ülkeleri ve Başbakanları ile ilişkiler gerildi, gerildi ve birkaç kez koptu.

Kopan ilişkiler bir birine ulanarak yeniden onarılmaya çalışılsa da o ilişkiden hayır gelmez.

Artık ülke vatandaşlarının da umudu ve beklentisi kalmadı.

Peki bu ilişkide suçlu kim?

AB’mi?

Türkiye’mi?

Bana göre AB’den çok Türkiye olarak biziz.

60 yıldır uyum yasalarını çıkartmayan bizim hükümetlerimiz ve politikacılarımız.

1975’de Süleyman Demirel başbakanlığında hükümet ortağı Necmettin Erbakan “Bunlar Hıristiyan kulübü ne işimiz var” diye kabul etmeyen biziz.

1979’da Bülent Ecevit, “Avrupa bize kendine Pazar yapacak bizi sömürecek” diye kabul etmeyen biziz.

Üstelik bu iki teklifte kayıtsız şartsız alınacaktık.

Sonraki süre ise AB’ye girmeyi istiyormuş gibi görünüp hiçbir adım atmayan tüm hükümetler suçlu.

Peki bundan sonra ne olur?

Hiç bir şey olmaz.

Sadece politik bir söylem ve günden dışına çıkmaz.

Yerli ve Milli kalmaya devam.

BİR YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz