O alkışları almak zorundayım; Elif Melda Yılmaz

Zarif, güzel ve nazik bir hanımefendi; başarılı bir oyuncu Elif Melda Yılmaz. Mayıs sayımızda Cafelife okurları için Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Tiyatroları oyuncusu Elif Melda Yılmaz ile samimi ve hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Oyuncu olmaya nasıl karar verdi. Hangi zorluklarla karşılaştı. Nasıl kararlar aldı ve başarısını nelere borçlu. Sanat ve Eskişehir’i sizin için konuştuk.

Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?
Lisede okulun tiyatro kulübündeydim. Ben her zaman çok konuşan bir insandım. Söylemek istediğim sözler, anlatmak istediğim şeyler vardı. İlk olarak Çarpılmışlar diye bir piyes hazırlamıştık. Oyunda bana hiç konuşmayan bir kız rolü verdiler. Adli dengesi bozuk bir kızı oynayacaktım. O rolü hiç almak istememiştim. Neden ben bu role seçildim diye hocamla kavga ettim. Bu konuda epey tartıştık. Hoca da bana sinirlendi ve yapmıyorum diye oyunu bıraktı gitti. Biz 2-3 gün hoca olmadan prova yaptık. Fakat her şeye rağmen oyunu tamamladık. Oyun bittikten sonra alkış için hocamız hepimizin ismini tek tek anons etti. Sıra bana geldiğinde Keriman rolünde Elif Melda Yılmaz dedi. Kulisten baktım herkes ayağa kalmış alkışlıyor. Geri çekildim gözlerimden yaş akmaya başladı. Ne yapacağımı bilemedim. Çıksam mı çıkmasam mı? Sonra çıktım hala gözümden yaşlar dökülüyor. Selam veriyorum alkışlıyorlar. Kocaman kocaman insanlar, annelerimiz babalarımız bizi alkışlıyorlar. O an dedim ki hayatım boyunca bu alkışları almak zorundayım. O duyguyu tadan bir insan sahneden vazgeçemez. O an karar verdim. Başka bir şey yapamazdım zaten. O an oyuncu olmaya karar verdim.

Daha sonraki süreç nasıl gelişti. Oyunculuk için neler yaptınız?
Daha sonraki süreçte oyuncu olmak için elimden gelen her türlü çabayı sarfettim. O dönemde Eskişehir’de şartlar şimdi ki kadar güzel değildi. Şehrin bir tiyatrosu yok. Dışardan gelen turnelere harçlıklarımızı biriktirerek gidebiliyoruz. O yıllarda bir kişinin konservatuvara hazırlanması özel çaba gerektiriyordu. Çok fazla zorluk vardı fakat ben hep kovaladım. Ne yapabilirim, ne yaparsam kendimi geliştiririm. O zamanlar Google, internet gibi mecralar yok. İl halk kütüphanesi vardı. Kütüphanede bulabildiğimiz kaynaklarla öğrenmeye çalışıyorduk. Her hangi bir kurs almadım. Kendi özel çabalarımla bulabildiğim kaynaklar ve okuldan abilerimize abilerimize sorarak elde ettiğimiz bilgilerle hazırlandım. İlk senemde konservatuvarı kazanamadım. Fakat daha sonraki sene Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro bölümüne girdim.
Benim hayalimde Eskişehirde tiyatro yapmak her zaman vardı. Eskişehir’de tiyatro olmaması içimizde bir yaraydı. Eskişehir’in bugün bu noktaya gelmesini sağlayan Yılmaz Büyükerşen’e ben bir oyuncu olarak değil bir Eskişehirli olarak minnettarım. Bana sosyal medyadan bir çok insan yazılar yazıyorlar. Ben sizin bütün oyunlarınızı izledim oyuncu olmak istiyorum ne yapmalıyım diye. Bu olaylarla karşılaştıkça çok duygulanıyorum. Şu an izleyebilecekleri oyunlar var, tanışabilecekleri insanlar var. Biz bunun yokluğunu çekmiştik. Fakat bugün bu durumun aşılmış olması beni mutlu ediyor. Bu gün gelidiğimiz noktada her şey çok daha güzel. Eskişehir’de 17 yıldır tek bir boş koltuğa oynamadım. Eskişehir seyircisi bizim verdiğimizi o kadar gönülden aldı. Yılların açlığıyla bizi sarıp sarmaladılar. Eskişehir seyircisine minnettarım. Her zaman her yerde söylüyorum. Dünyanın en güzel seyircilerine sahibiz. Bütün oyuncular olarak biz çok mutluyuz.

Eskişehir Büyünkşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’na giriş ve o dönem yaşadıklarınız konusunda neler söylemek istersiniz?
Konservatuvarı bitirdikten 15 gün sonra Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları kadro açtı. Bende gelip sınava girdim ve bu süreç başlamış oldu. “Bir Şehnaz Oyun” isimli müzikale başladık. Zaten müzikal benim hayalimdi. Oyunumuz 6 yıl kapalı gişe oynadı. Şehnaz’la beraber piştik büyüdük, oyunculuğu öğrendik. Oyunculuk okulda öğrenilmiyor. Okulda temeller atılıyor. Oyunculuk sahnede öğreniliyor. Şehnaz’ın benim hayatımda özel bir yeri vardır. Yıllar geçtikçe yeni oyunlar müzikaller oldu. Bu süreçte çeşitli ödüller aldık. Bu yıl Korel Cezayirli genel yayın yönetmeni oldu ve dedi ki; “Sana bir süprizim var. Benim tekrar oynamak ve oynatmak hayalimdi. Bir Şehnaz Oyun müzikalini yeniden sahneleyeceğiz.” Bütün oyuncu arkadaşlarla çok mutlu olduk. 17 yıl sonra Bir Şehnaz Oyun’u yeniden sahneledik. Sahneye adım atıp ilk repliğimi söylediğim anda 17 yıl önceki kız olmadığımı farkettim. Bütün hayatın farkını gördüm. Birkaç ay sonra Kan Kardeşler müzikali geldi. Müzikalde çok çocuklu bir anneyi oynuyorum. Farklı bir oyunculuk deneyimi oldu benim için. Seyirciden de güzel tepkiler alıyoruz. Benim oynadığım rol çizgisinin dışında bir rol. Müzikal oynamayı çok seviyorum.

Müziği sevdiğinizi ve güzel bir sesiniz olduğunu biliyoruz. Müzik kariyeri düşünüyor musunuz?
Müzik kariyeri de düşünüyorum. Uzun yıllar ertelediğim bir şeydi. Lüks hayat müzikali ile şef Aytuğ Ülgen beni sahneye itip, hadi bakalım konser veriyoruz diye senfoni konseriyle başlayan, sonrasında İstanbul’da Vedat Sakman’la devam eden olaylar zinciriyle şekillendi.

Sizce tiyatroda sesin önemi nedir?
Sahnenin bir müziği var. Her oyunun kendine has bir müziği var. Şu anki sohbetimizin dahi bir müziği var. O müziği duyabilecek, o ritmi alabilecek, o matematiği kurabilecek kadar kulağının olması gerekiyor oyuncunun. Hayatın müziğini duyamayan insan sahnede çok zorlanır. Konservatuvarda da bu özellik aranır ve o çerçevede seçimler yapılır. Bende kendi konservatuvarımı kurmuş olsam bende müzikal yeteneği olmayan insanları almam. Kişinin kendi mutluluğu için almam. Çünkü sahnede çok zorluk yaşar.
Melda hanım röportajımız sırasında bir an duruyor ve çocuk sesleri ve kuş seslerine dikkat çekerek sözlerine şöyle devam ediyor;
Kuşların sesi, arkadaki çocuk sesleri bunların hepsi bizim hayatımızın içindeki müzik ve sohbetimizi besleyen şeyler. Hayatın müziğini duyamayan insan sahnenin müziğini de duyamaz ve yorumlayamaz.

Sizi zaman zaman TV dizilerinde de görüyoruz bu konuda neler söylersiniz?
Televizyon bizi popüler anlamda besleyen bir şey. Kendimizi izleme şansımızın olması çok güzel. Tiyatro sahnesinde kendinizi izleyemiyorsunuz. Televizyonda kendinizi izleyerek, doğru ve yanlışlarınız daha rahat görebiliyorsunuz. Bu duyguyu çok yoğun yaşamışım fazla olmuş gibi gözlemlerde bulunabiliyorsunuz. Televizyon bazı noktalarınızı rötuşlamak için bir platform sunuyor size.

Televizyon veya sinema projesi varmı?
Teklifler alıyorum fakat tiyatro oyunları ile çakıştığı için çok az sayıdaki çalışmaları dikkate alabiliyorum. Çünkü devamlılık gerektiyor. Çok azıyla olumlu görüşmelerimiz oluyor. Bu sezon özellikle tiyatro ile ilgili çok yoğundum. Zamanım olması durumunda beni besleyecek mutlu edecek rollerde yer almayı istiyorum. Rolün büyüklüğü küçüklüğü önemli değil sadece oyunculuk gösterebileceğim bir rol olması yeterli benim için. Başrol türü takıntılarım yoktur. Bu tiyatro için de geçerli. Aslında bütün roller başroldür. Özellikle televizyonda bütün roller başrol, tiyatroda herkes aynı anda sahnede fakat televizyonda sizin sahnenizi ayrı çekiyorlar ve o sahnede siz başrolsünüz. Ben öyle düşünüyorum. Saçma olmadığı ve inandığım sürece televizyonda her rolü severek oynarım. Kurtlar vadisinde oynadıktan sonra şu ana kadar karşılaşmadığım bir seyirci kitlesiyle karşılaştım. Kurtlar vadisinin farklı bir kitlesi vardı, bu güne kadar gördüğümüz tiyatro kitlesinden farklı özellikle. Kurtlar vadisi sayesinde o kitle tiyatroya gelmeye başladı. Bu benim için çok önemli. Bu nedenle olumlu olarak görüyorum ve bu nedenlerle desteklenmesi gerektiğini söyleyebilirim. Ve destekledikçe de o işlerinde daha kaliteli hale gelmesini sağlıyoruz. Daha önceleri tiyatro sanatçıları televizyonda pek rol almıyorlardı. Fakat şuan tiyatro sanatçıları başrollerdeler. Tiyatro oyuncularının sektörde olmaları kaliteyi de artırıyor.

Tiyatro mu Sinema mı?
Dizilerde oynadığım dönemlerde tiyatroyu bırakmam konusunda öneriler almıştım. Fakat bırakmadım, iyi ki de bırakmamışım. Bana hiçbir şey sahnede aldığım o sıcak alkışın hazzını vermiyor. Seyirciyle o anı paylaşmayı seviyorum. Canlı olarak yaşamayı seviyorum. Müzikte de mesela canlı konser seviyorum. Stüdyoya girmeyi kayıt yapmayı sevmiyorum. Canlı bambaşka bir şey. Benim haberim yokken kayıt alınsın. Seyirci olsun, canlı canlı yapalım, o anda kaydedilsin. Çünkü o zaman gerçek oluyor. Müziği de, oyunu da, sanatı da oluşturan şey biz değiliz aslında, o seyirciyle yapılan bir şey, karşılıklı etkileşim. Televizyonda oynarken sahnede oynadığımızın taklidini yapıyoruz. Oynamayı oynuyoruz. Televizyonda yaptığımız gerçek değil fakat sahnede yaptığımız gerçeğe çok yakın. Gerçekle hayal arasında bir şey o ve onu seyirciyle el ele beraber yaşıyoruz. Seyirciyle beraber ağlıyor beraber gülüyoruz. Benim için seyirciyle bütünleşmek çok özel ve çok güzel. Ben o duyguyu seviyorum.

İş dışında Elif Melda Yılmaz neler yapar?
Yoğunluktan dolayı çok fazla bir şeye vakit ayıramıyorum. Müzikle uğraşıyorum. Besteler yapıyorum. Şarkı sözü yazıyorum. Şarkı söz yazarlığı ile ilgili kariyer yapmayı bile düşünebilirim. Bir Şehnaz Oyun’da 4 yeni şarkının sözlerini yazdım. Cem İdiz çok güzel besteler yaptı. Yazdığım şarkıları arkadaşlarımdan dinliyorum, yaşadığım hazzı anlatamam. Çok güzel bir duygu. Sizin yazdıklarınızı birileri söylüyor ve yorumluyor. Çok güzel bir şey. Sözleri kendim söylerim diye yazıyordum fakat başkasından dinlemek çok güzel bir şeymiş. İlerleyen yıllarda şarkı yazarlığı yapmayı isterim. Kendi şarkılarımı yazıyorum şuan kısmet olursa da bir albüm düşünüyorum. En kısa zamanda yapmak istiyorum. Fakat şartlarla doğru orantılı olarak şekillenecek bir şey. Hayatım sahne ve sanatla geçiyor.

Elif Melda Yılmaz kimdir?
Doğum tarihi 7 Kasım 1977. 1992’de Eskişehir’de açılan ilk özel radyoda program yapımcısı ve sunucusu olarak çalıştı. Ankara, Eskişehir ve Bursa radyo ve televizyonları için özel olarak reklam metinleri ve müzik seslendirmeleri yaptı. Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro bölümünde okudu. Üniversite yıllarında İngilizce animatörlük, Türkçe ve İngilizce yaratıcı drama öğretmenliği, uluslar arası şirketlerin tanıtım filmleri için İngilizce çevirmenlik ve seslendirme, TRT ve özel stüdyolarda film ve belgesel seslendirmesi, Ankara Devlet Tiyatrosunda oyunculuk ve Ankara’da çeşitli kulüp ve restoranlarda solo caz vokalisti olarak programlar yaptı.
2000 yılında açılan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları‘nın ilk on üç kurucu oyuncusundan biri oldu. TV dizilerinde oyunculuk yaptı. 2008 yılında Ali Özgentürk’ün yönettiği Yengeç Oyunu adlı sinema filminde yer aldı.
2007 ve 2008 yaz sezonlarını Fransa’da geçiren sanatçı, Fransa’da Türk Folklorünün tanıtımı üzerine çalışmalar yaptı. 2013 yılında Kanlı Nigar oyunundaki performansıyla Çağdaş Gazeteciler Derneği ve 4. Sadri Alışık Anadolu Tiyatro Ödülleri jürisi tarafından Yılın Kadın Sanatçısı ve Müzikal Dalında Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu ödüllerine layık görüldü.
2016 Yılında Kanal D’de yayınlanan Kurtlar Vadisi Pusu dizisinde Meryem karakterini, 2017 Yılında ise Fox TV’de yayınlanan Esaretim Sensin dizisinde Alev karakterini canlandırdı.
Başarılı sanatçı 2018 yılında yapılan Cafe Life Ödülleri’nde 2017 yılının en iyilerinin seçildiği ödül töreninde Cafe Life Dergisi Başarı Ödülü’ne layık görülerek ödüllerine bir yenisini ekledi. Elif Melda Yılmaz Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında oyunlarına devam etmektedir.

Sosyal Medyada Paylaş

Benzer yazılar