Murat dağı eteklerinde nefes almak

Hani olur ya, bazen deriz hayatımın en güzel günlerinden biriydi diye işte benim için de o çok güzel günlerden biri. Hani hiçbir maddi kazancın veremeyeceği keyfi veren, ruhumu doyuran, okşayan nasıl da güzel bir gün. Öyle yoğun ve hoş duygular ki siz Cafelife okurlarıyla paylaşmak istedim.

Ben Uşak’ta oturuyorum. Pek çok kişi özellikle yaptığım işten dolayı beni tanır. Birçok bayanın evinde dekorasyona dair küçük dokunuşlarım vardır. Kocaman bir on altı yıl. Sevgiyle ve büyük bir emekle kurduğum, büyüttüğüm, geliştirdiğim CINGIL’ı ani bir kararla devrettim. Hem de çok sevdiğim ve orayı benim kadar seveceğine inandığım bir arkadaşıma. Ama öyle bir boşluğa düştüm ki kayboldum, korktum. Ta ki bu sabah uzun uzun çalan telefona kadar. Eltimdi arayan. Murat Dağı yolu üzerindeki bağ evlerine davet ediyordu. Lütfen bilmeyenler Murat Dağı’nı araştırsınlar. Bol oksijenli dağ köyleri, ormanı, termali, yaylaları, ağaçtan evleri olan harika bir yerdir.

Çocukken yazları yaylasına çadırlar kurulurdu. Tel dolaplar, eşyalar götürülüp en az 2 ay kalınırdı. Eş dostla samimi muhabbetlerle, serin akşamlarda meydan ateşi yakılır, çaylar demlenir, insanların birbirine sevgiyle, güvenle baktığı dostane, unutulmaz muhabbetler, şakalar yapılırdı. Ah çocukluğum, masum çocukluğum… Ne güzeldi, güzel günlerdi. Dağ kekiği kokan günlerdi. Akşamları cırcır böcekleri şarkılar söylerdi. İşte o Murat Dağı yolu üzerinde eşimin kardeşinin ağaçlar arasında, sade, mütevazı bir bağ evi var. Buraya davet edilmek son günlerde aldığım en güzel teklifti.

Eltim, kızı, akrabam ve ben ormanlık yoldan, ağaçların arasından geçerek sık sık küçük zevkli molalarla ilerliyorduk. Masallardaki gibiydi köyler, yollar, çeşmeler, ağaçlar… Bütün ağaçlar beyaz gelinliklerini giymişti. Hoş geldin ilkbahar! Küçük evin iki yanında buz gibi akan iki çeşme… İç iç şişinlik yapmaz, soğuğundan elini uzun süre altında tutmak mümkün olmaz. Şehrin ağır yaz sıcaklığı olmaz burada, sürekli eser. Vücudumu okşayan, saçlarımı hafif uçuşturan bir rüzgar eser durur. Avuçlarımın içine toprak doldurdum, gökyüzüne yüzümü kaldırdım. Üzülmek niye? Şükredecek ne çok şey var meğer.

Yeter ki fark et ve fark ettir. Tam meditasyon haline geçmişken bir motor sesiyle irkildim. Bahçe kapısının önünde 3 tekerlekli bir motor durdu. 21 yaşlarında temiz yüzlü bir delikanlı, sepette 6 yaşlarında gözleri parıldayan bir çocuk, yanda ise 80 yaşlarında cılız bir nine… Gülünce arkadan zar zor görebildiğim kalmış 2 diş. Eltime öyle bir sarıldı ki ağzından bal damlayan dualarla, sonra öğrendim ki bir dağ köyünde yine klasik bir dram. Hem düşündüren, hem ağlatan bir hikaye. Gariban teyzenin kızı 6 yıl önce bebeğini emzirirken eşi tarafından vurularak öldürülmüş. Kendine bakmaya hali yok ama torununu bu yaşa zar zor getirebilmiş.

Bundan sonra herkes birbirine bakıyor, cevap yok. Eltim onlara destek oluyormuş, nasıl minnettar. Dualar nasıl dökülüyor ağzından? Biliyorum bunları duyunca şükredecek çok şeyimiz var ama yetmez. Bu gerçekleri de yok sayamayız. Gücümüz yettiğince el uzatmak, insan olduğumuzu hatırlamak gerek. Birden anladım. Bugün buraya gelmemin bir sebebi var. Bu çocuk için yapmam gereken bir şeyler var. Hayatta hiçbir şeyin sebepsiz olmadığını şükürler olsun ki artık biliyorum. Onlarla vedalaştıktan sonra tekrar görüşmek sözüyle başımı yeniden gökyüzüne kaldırdım. Bol oksijeni içime tekrar tekrar çektim.

Çayımdan yudumladım, az önceki enfes köy kahvaltısının üstüne harika gidiyor. Çiçeklerle giyinmiş ağaçlara bakıp ilerde birlikte meyvelerini yemek de nasip olsun diye dua ettim. Allah’ın güzellikleri bitmez fark ettiğimiz ve teşekkür ettiğimiz sürece. Şimdi hep birlikte, sık sık, en zor anlarımızda bile hayatın bütün güzelliklerini fark ederek, şükrederek, derin derin içimize çekip bekletelim, sindirelim. Şimdi de ışık ve sevgi olarak dışarıya verelim. Hepimizin aldığı, verdiği nefes iyilik olsun, güzellik olsun, sevgi olsun. Hepimizin gönülleri zengin, ışığımız parlak olsun. Sevgiyle…

Fatma Gökmen

Sosyal Medyada Paylaş

Benzer yazılar