Kars yolcusu kalmasın…

Valizlerimizi hazırladık ve öğlen 13:40 ‘ta Ankara Hızlı Trenine yetişmek için Eskişehir garında buluştuk, Kars’ a gitmek için can atan 21 seyyah… Hepimiz çok heyecanlıydık, hele ilk kez yataklı vagonda yolculuk yapacak olanlar.

İlk durak Ankara yeni gar… Oradan eski gara geçip TCDD’nin araçlarıyla Kırıkkale Irmak’a yaptığımız 1 saatlik yolculuktan sonra Doğu Ekspresine ulaştık. Sular, meşrubatlar alındı, fotoğraflar çekildi ve trenin bizi çağıran kornasıyla heyecanla kompartımanlarımıza geçtik.
Küçücük ama şirin odalar, tertemiz… Solda ikili koltuk, arasında sehpa olarak kullanılabilen beyaz formika bölüm, karşıda çok amaçlı bir dolap… Dolabın sağ yanında mini buzdolabı, sol yanında eşya konulacak iki raflı bölüm. Yemek yemek istediğinizde de dolabın arasından çıkan bir bölüm var ki çok kullanışlı. Dolabın üstünde elbise askısı, onun üzerinde de oldukça estetik görünümlü valiz konulması için geniş bir raf… Köşede küçücük bir lavabo, üzerinde aynası ve havlu askısı… Bembeyaz çarşaflar getirildi, havlular…
Küçük, şirin ve tertemiz kompartımanımıza heyecanla yerleştik. Tur rehberimizin getirdiği süslerle, pilli mumlarla odalarımızı, koridoru süsledik. Işıl ışıl oldu her yer.
İlk iş fotoğraf makineleri çıkarıldı; sen beni çek, ben seni derken çocukça heyecanımız biraz yatıştıktan sonra aklımıza gelen ikinci şey kahve içmek oldu.
26 saat süren ilginç ve eğlenceli yolculuktan sonra gece Kars’a ulaştık. Sabah uyanır uyanmaz güzel bir kahvaltı ve ardından Kars turu için hepimiz hazırdık.
Binlerce yıllık bir tarihi günümüze taşıyan Kars’ta pek çok tarihi yapı bulunuyor: “Havariler Kilisesi, Evliya Camii, Kars Büyük Katedral (Fethiye Camii), Tigran Honents Kilisesi, Genç Kızlar Kilisesi, Yusuf Paşa Camii, Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı, Kars Selçuklu Sarayı, Kars Beylerbeyi Sarayı, Mazlumoğlu Hamamı, Topçuoğlu Hamamı, İlbeyioğlu Hamamı ve Kars Çayı üzerindeki Taş Köprü.”
Tek tek gezdik ayaklarımıza kara sular inene kadar… En zoru da Kars Kale’ siydi, hatta aramızdan bazıları yolu göze alamayıp aşağıda kaldılar; ama ne kadar çok şey kaybettiklerini de asla bilmeyecekler.
En çok ilgimi çeken Kars Kanlı Tabya Müzesi oldu. 3 ay önce açılmış, çok ilginç ,ilginç olduğu kadar da hüzün dolu bir yer.
RUSLAR’ın bir gece baskınında 600 kişilik bir tabur askerin şehit edilmesi ve yakın çatışmalar nedeniyle duvarlarının kanla kaplanması üzerine buraya ‘Kanlı Tabya’ adı verilmiş. 1921 Kars Antlaşması için Kars’a gelen Rus generallerinin Kazım Karabekir Paşa’ya hediye ettiği Kars Müze Müdürlüğü bahçesinde bulunan Beyaz Vagon da sergilenmek üzere Kanlı Tabya bahçesine getirilmiş. Girişin yanı başında sonsuzluğa giden bir ışık kervanı var. Aynalar aracılığıyla sonsuzluk görüntüsü kazandırılmış. Işıkların bulunmuş olduğu yerde askerlerin o dönem kullandıkları çarıklar var. Bu çarıkların içi pilli mumlarla ışıklandırılarak şehitlerimizin sonsuza kadar anılması için bir görüntü oluşturulmuş. Tabya içerisinde 3 oda da ise interaktif canlandırmalar yapılmış. Tabyada kalan askerlerin revir, ameliyathane ve mutfak bölümlerinde gerçeği aratmayan dizaynlar var. İnsan maketlerinin gerçeği yansıtan görüntüsü beni adeta o günlere götürdü. Kanlı Tabya’dan ayrılırken hepimiz farklı duygular içindeydik.
Sonra içimizdeki kara bulutları dağıtan Sarıkamış yoluna koyulduk. Kayak Merkezine… Dünyada kaymak için en iyi yer olarak geçen Alpler’de görülen kristal kar bir tek burada var. Dolayısı ile snowboardcuların ve offpistçilerin rüyası. 141 gün kar yerde kalıyormuş. Hava her zaman açık; hatta Türkiye’nin en çok güneş alan yerlerinden. Hava nedeniyle gidip de kayamama şansı çok düşükmüş bu merkezde, biz zamansızlıktan kayamasak da.
Hemen yakınında Katerina’nın Av Köşkü… Av köşkü değerli misafirlerin ağırlandığı yermiş. Asıl köşk ise çeşitli zamanlarda hastane ve saray olarak kullanılmış. Halk arasında Katerina’nın köşkü olarak bilinmektedir. Ancak 2. Çar Nikola döneminde yapılan bu köşk yanlış adlandırılmaktadır. Eşi Katherina için yaptırıldığı zannedilen bu köşk Çar’ın hasta oğlu Aleksi için bir Rehabilitasyon Merkezi ve aynı zamanda da ailenin kışın ve yazın kullandığı av köşkü olarak yapılmıştır. Ve de Çar’ın eşinin Adı da Katherina değil, Aleksandra dır. Bu Köşk, Çar’ın Av Köşü olarak bilinmektedir. Çarlık dönemine ait Türk filmlerinin çoğu bu köşk ve çevresinde çekilmiş. Üzücü olanı ise, köşkün bakımsızlığı, terk edilmiş görünümüydü.
Gece Kars’ın en meşhur yeri Kaz Evi’ne gittik. Yemekler ve sunum bir harikaydı.
Önce Evelik çorbası geldi, evelik adı verilen kurutulmuş bitki, yeşil mercimek, patates ve soğanla yapılmış çok lezzetli bir çorba, tadı hala damağımda. Ardından “hangel” adı verilen yaprak mantı ve acem kavurma geldi. Son olarak da Kars’a özel un helvası, içinde krokan var gibi yerken, kıtır kıtır ve çok lezzetli.
Ve yemekten sonra Kafkas ekibinin mükemmel gösterisiyle ağzımız kulaklarımızda otelimize döndük.
Ertesi gün daha bir heyecanla buluştuk kahvaltıda. Önce “Ani Harabeleri “vardı planda.
Tarihi Bronz Çağı’na kadar dayanan Ani, en parlak dönemlerini 10. yüzyılda Pakraduni Hanedanlığı zamanında yaşamış. O dönem bölgede hüküm süren krallığa başkentlik de yapan Ani, oldukça önemli bir konuma sahip. Bunun nedeni bölgenin çok sayıda kiliseye ev sahipliği yapması. Ermeni,Bizans ve ardından da Selçuklu hâkimiyetine giren Ani, zamanla eski cazibesini yitirmiş. Uzun süre Ermeni ve Bizans yönetiminde kalan Ani’ye çok sayıda kilise inşa edilmiş. Bu nedenle Ani Harabeleri, “1001 Kilise Kenti” olarak anılıyor. Günümüzde Ani Harabeleri Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.
Ve ardından Çıldır Gölüne doğru yol aldık. Doğu Anadolu bölgesinin en büyük tatlı su gölü ve ikinci en büyük gölü Çıldır. Göl, tektonik oluşumlu ve en derin noktası 49 metredir. En büyük özelliği kış günlerinde donuyor olması ve üzerinde kızaklarla geziliyor olması. Balık türlerinden sazan gölün en önemli ürünü ve biz de öğle yemeğinde Çıldır Gölü kenarındaki “Kütük Ev”de yedik.
Gece otelin karşısında bir lokantaya “ piti” yemeye gittik. PİTİ:”Bir gün önceden suda ıslatılan nohut, haşlandıktan sonra kabukları çıkartılıyor. Koyun budu, kemikleriyle birlikte kuşbaşından daha büyük olarak parçalara ayrılıp büyük bir çömlek içine parça et, doğranmış kuyruk yağı, ayıklanmış nohut, çok az tuz ve yeterince su ilave edilerek ağır ateşte pişiriliyor.” Piti yemeğinin servisi ve yenilme şekli, diğer yemeklerden farklı. Piti masaya rengarenk,kulplu emaye çömlek içinde getiriliyor.Yemeğin servisinden önce, tandır ekmeği (lavaş) derin tabaklar içine küçük parçalar halinde doğranıyor, üzerine önce yemeğin suyu ve daha sonra malzemesi dökülüyor.
Ve yine ardından un helvası getirildi. Ardından nostaljik “Aşık Atışması”yla ağzımız kulaklarımızda otelimize döndük.
Ertesi gün güzel bir geziyi arkamızda bırakarak dönüş yolculuğu için trenimize bindik.
Gülseren Şenyüzlü

Sosyal Medyada Paylaş

Benzer yazılar