Ana sayfa AFYONKARAHİSAR 14 Şubat’ın tarihçesi…

14 Şubat’ın tarihçesi…

0

Günümüze kadar ulaşan bu gizemli Sevgililer günü, nasıl başladı? Ne evrelerden geçti bize nasıl ulaştı. Gerçekten bir aşk ve sevgi günü mü yoksa sadece ticaretten ibaret bir sektör mü? Eskiden birbirlerine sadece sevgi sözlerinin yazıldığı notlar verilen sevgililer şimdi, pırlantalar, arabalar, altınlar, kırmızı dantel kalp şeklinde külotlar verilir hale geldi. Nasıl olurda bir yerde, bir bölgede olan kutlama günü dünyayı sarar. 14 Şubat gerçekten bir sevgililer ve aşklar günü müdür? Yoksa Hristiyan geleneği ya da bayramı mıdır? Biz neden 14 Şubat sevgililer gününü kutlarız? Sevgi zaaflarımızdan faydalanmak için aç kurt gibi bizi bekleyen alışveriş merkezleri tuzağına mı düşüyoruz? 14 Şubat hakkında kim ne kadar bilgi sahibi bilemem. Ama ben yine de bir özet yapmak istedim. 2006 yılında Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan 14 Şubat hikâyesinden de faydalanarak.

****

Hikâye günümüzden binlerce yıl öncesinde başlar. Yer efsane Roma’dır. Dönem III. Yüzyıl. Roma denildiğinde elbette akla ilk kahraman ve savaşçı gladyatörler geliyor. Roma ve gladyatörler yan yana anıldığında savaş kaçınılmaz bir gerçek. Yeryüzünün en kanlı ve vahşi

savaşları Romalılar tarafından gerçekleştirilmiştir.

3. yüzyılda Roma tahtında oturan zalim lakaplı Roma İmparatoru II. Claudius’un tek tutkusu askerlikti. İmparator Claudius’un askerlik tutkusu elbette sadece sözde kalan bir hadise değildi. Askerlikten öte savaş tutkusu adeta başını döndürüyordu. Yönetim şeklini tamamen askeriye ve savaş üzerine kurması ile biliniyordu. Her yetişkin erkeğin mutlaka asker olmasını istiyordu. Bu

konuda hiç taviz vermeyen Claudius katı kurallar koymuştu. Yetişkin her genç mecburen askere katılmak zorunda kalıyordu. Aksi takdirde idama varan çok ağır cezalar veriliyordu. İmparator’un bu taviz vermez tutumu Romalılar’ı canından bezdirmişti. Ama ellerinden bir şey de gelmiyordu.

Zalim İmparator, bir adım ileri giderek, askerliği engelliyor diye daha fazla asker edinmek için

evlenmeyi yasaklar. Romalılar şaşkındı. Ama yapacakları bir şey olmadığı için kimse sevdiği ile beraber olamıyordu. Roma kentleri sayısı gittikçe artan ve uzak ülkelerde ölen sevgililerinin

arkasından ağlayan kadınlar ve kızlarla dolmuştu. Roma’da aşk yasaktı. Erkekleri bilmedikleri ülkelerde savaşta olan Romalı genç kızlar ve kadınlar, aşk ateşi ile yanıp tutuşuyorlardı. Roma yaşlı ve savaş gazisi ihtiyarlar ile kadınlar topluluğu haline gelmeye başlamıştı. İmparator

zalim II. Claudius, yeni bir karar alarak tüm Romalılar’ın 12 tanrıya tapmalarını aksi şekilde davrananların ve özellikle de Hristiyanlar’la ilişkiye girenlerin ölümle cezalandırılmalarını emretti. Bu emre her şeye rağmen uymak istemeyen bazı Romalılar yok değildi.

Bunlar arasında Aziz olarak kabul edilen filozof Valentinus da vardı. Aziz Valentinus, gizliden gizliye Roma’yı gezerek dini vaazlar veriyor ve İmparator’un hatalı olduğunu anlatıyordu. Ölümü dahi göze alarak evlenmek isteyen aşıkları gizli nikahlarla evlendiriyordu. Bu vaazlara ve gizli nikahlara çok öfkelenen İmparator yüzlerce kişiden oluşan özel ordusuna talimat vererek Aziz Valentinus’un yakalanmasını emretti. Aylarca süren aramalara rağmen bir türlü Aziz Valentiuns yakalanamıyordu. İmparator’un baskılarından bunalan Romalılar Valentinus’u saklıyorlardı.

İmparator öfkeden kuduruyordu adeta.

“Bana nasıl karşı çıkarlar. Roma için savaşlara katılıyorum. Onlara yeni ülkeler kazandırıyorum. Önümde kimse duramıyor. Ama kendi ülkemde, kendi insanlarım bir haini bana vermiyorlar. Bu olacak şey değil. Siz nasıl askersinizi ki bir adamı bulamıyorsunuz.”

Diye askerlerine hakaret ediyordu. Aziz Valentinus’u bulamayan komutanlarının kellesini vurdurmuştu. İmparator’un hışmından korkan Askerler Valentinus’u yakalamak için baskılarını arttırdı.

Roma’da tüm evler en kuytu yerlerine kadar didik didik arandı. Aylar süren aramalardan sonra Aziz Valentinus yakalandı ve hapse atıldı. İmparator, Valentinus’un öldürülmesini istiyordu. Ancak Roma halkının tepkisinden korkulduğundan bunu yapamıyorlardı. Valentinus hapiste

olmasına rağmen vaazları kulaktan kulağa o’nun yayılıyordu. Valentinus bir efsaneye dönüşmeye başlamıştı. Halk baskısı İmparator’u sıkıştırıyordu. Ama geri adım atma niyetinde olmayan II. Claudius, üzerindeki baskı ve stresi atmak için savaş meydanlarına gidiyordu. Valentinus

hapishanede zor şartlarda bile vaazlarını, dualarını sürdürüyordu. Bu dualardan çok etkilenen gardiyanlardan birinin kız kardeşi Julia’nın gözleri doğuştan görmemektedir, gardiyan Valentinus’un anlattığı dini öykülerin arasında körlerin gözlerinin açıldığını öğrenince, kardeşini gizlice Valentinus’un yanına getirmeye başlar.

Julia kör ama güzelliği Roma’da dillere destan olan zeki bir kızdır. İmparator’a rağmen gözleri görmeyen güzeller güzeli Julia ve aziz Valentinus gizlice buluşarak beraber olurlar. Valentinus, Julia’ya Roma tarihini, doğanın yapısını, aritmetiği ve Tanrı’ya yönelmeyi öğretiyordu. Julia, dünyayı Valentinus’un anlattıklarıyla görür, O’nun bilgeliği ile aydınlanır, güçlenir ve teselli bulmaya başlar. Bir gün sorar;

-Valentinus, Tanrı gerçekten dualarımızı duyar mı?

Aziz gülümser,

-Evet, her birini.

Julia;

-Her sabah ve her gece ne için dua ettiğimi biliyor musun? Görebilmek için dua ediyorum, senin bana anlattıklarını görmeyi çok istiyorum. En çok da seni görebilmeyi istiyorum. Sen benim ruhumu aydınlattın, sen benim gönül gözlerimi açtın, sen benim kalbime doğdun. Senin gözlerini, yüzünü görebilmeyi ne kadar çok istiyorum anlatamam.

Valentinus;

-Tanrı bizim için en iyi olanı yapar, yeter ki buna inanalım.

Julia, yere diz çöker ve,

-Buna inanmak istiyorum, yardım et bana ne olur. Tanrı beni duysun, tanrı beni görsün gözlerimi açsın ve bir kerecik olsun seni göreyim. Başka bir isteğim yok…

Beraberce duaya başlarlar. İkisi de saatlerce dua ederler. Gün biter, hapishanenin küçük penceresinden içeriyi aydınlatan ışık kesilir. Karanlık taş duvarlı soğuk hapishaneye rağmen dua etmeye devam ederler. Vakit gece yarısını çoktan geçmiş. Sabah olmak üzereydi. Birden hücrenin içi altın renkli bir ışıkla aydınlanır. Koridordaki yarı uykulu askerler panikle Valentinus’un hücresine doğru koşarlar. Ne olduğunu anlamaya çalışan askerler altın renkli ışığı görünce gözleri kamaşır. Korku ve panikle kaçarak uzaklaşırlar. Hapishanenin küçük havalandırma penceresinden altın renkli ışık dışarı yayılır. Işık Roma’yı aydınlatır. Ve o anda Julia heyecanla haykırmaya başlar,

-Valentinus, görüyorum, görüyorum. Valentinus. Tanrı gözlerimi açtı. Dualarım kabul oldu.

-Julia’m bu tanrının ve duanın gücü.

Julia, ellerini açarak Valentinus’un yanaklarından tutar gözlerinin içine bakar.

-Bu sadece duanın gücü değil Valentinus. Ben dualarımda en çok da seni görmek için dua ettim. Tüm dualarımda tanrıma, bir kez olsun bana Valentinus’umun yüzünü, gözlerini göster diye dua ettim. Bir kez seni göreyim yeniden kör olmaya razıyım.

Valentinus’un Julia’nın elleri arasındaki yanaklarından gözyaşları akmaya başlar.

-Senin gözlerin hiçbir zaman yeniden kapanmasın. Senin yerine benim gözlerim kapansın. Ben seninle görmeye devam ederim. Bugüne kadar gördüklerim bana yeter bundan sonra sen gör benim yerime, ben seni gözlerimden daha çok seviyorum. Ben de tanrıma benim yerime o Julia’m görsün diye dua ettim.

Julia’nın gözlerinin görmeye başlaması Roma’ya kısa bir zamanda yayılır. Herkes bu mucizeyi konuşmaya başlar. Aşkın gücü bir mucizeyi gerçekleştirmişti. Bunu duyan imparator zalim II. Claudius öfkeden deliye döner. Aziz Valentinus’un ölüm emrini verir.

-Benim emrime nasıl karşı çıkılır. Valentinus’a öyle bir ceza vereceğim ki bu herkese ders olsun. Herkes bundan sonra benim emirlerime karşı gelmenin ne demek olduğunu anlasın. Meydanda herkesin gözleri önünde Valentinus taşa tutulsun, sonra da başı kesilerek idam edilsin. Emrim

derhal yarın yerine getirilsin.

Talimatını verir. İmparator’un bazı kurmayları itiraz edecek oldular. Ama II. Claudius’un gözlerindeki öfkeden kendi başlarının da gideceği korkusuyla seslerini çıkartamazlar.

Ölüm emri Aziz Valentinus’a ulaştırılır. Aziz, Julia’ya son bir not yazar.

-Sevgili Julia, duaya devam et, tanrıya hep yakın ol, hayatımın en güzel anları seninle olan anlarımdı. Karanlık zindanımı aydınlatan bir nur gibiydin. İyi ki İmparator beni zindana attırmış, yoksa seni nasıl tanırdım. Seni tanımadan yaşamanın zaten bir anlamı yokmuş ki, ben seni tanıdıktan sonra yaşadım. Sakın İmparator’a kızma o bizim buluşmamıza neden oldu. Sakın üzülme arkamdan, benim seninle yaşadığım her anım bir ömür gibi uzundu. Senin Valentinus’un.

Not ertesi gün Julia’ya ulaşır. Tarih 14 Şubat 270. Güneşin Roma’nın tepesine çıktığı anda meydanda toplanan yüzlerce Romalı’nın gözleri önünde Aziz Valentinus taşlanacağı yere getirildi. Meydanda kimseden ses çıkmıyordu. Korku, isyanın öfkenin önüne geçmişti. Aziz

Valentinus biliyordu Romalılar’ın onu ne kadar çok sevdiğini. Aziz Valentinus gülümseyen bir ifadeyle gözleri meydanı taradı. Son bir veda gibi, ya da son kez sevgili Julia’sını aradı. Kimse bilemedi. Gözleri bağlandı. İmparator zalim II. Claudius’un talimatı ile önceden hazırlanan yüzlerce taş Aziz Valentinus’un üzerine yağmaya başladı. Valentinus sadece dua ediyordu. Atılan taşlar vücudunda derin yaralar açıyordu. İlk taş başına denk geldi. Kan akmaya başladı.

Kalabalıktan bir uğultu duyuldu. Ama o kadar, daha fazlasına kimse cesaret edemedi. Yaralardan akan kan yüzündeki gülümseyişi yok edememişti. Yarım saat kadar süren taşlamanın ardından

Valentinus’un kanlar içinde kalan başı oynadı. Bu vahşete daha fazla sessiz kalamayan kalabalığın arasından insaf, insaf sesleri yükseliyordu. Atılan yüzlerce taş Valentinus’u öldürmeye yetmemişti. Öfkeden deliye dönen imparator infazın ikinci talimatını verdi. Kanlar içinde kalan Valentinus’un yanına gelen maskeli bir cellat, baltasını havaya kaldırdı. Yüzlerce kişinin doldurduğu kalabalıktan çıt çıkmıyordu. Cellat son hamleyi yapmak için başına kaldırıp

İmparator’un bulunduğu tarafa baktı. II. Claudius eliyle infaz işaretini verdi. Cellatın keskin baltası güneşte parlayarak hızla Valentinus’un boynuna indi. Valentinus’un başı kanlar içinde gövdesinden ayrıldı.

Az önce atılan yüzlerce taşın arasında kaldı. Ama yüzündeki gülümseme halâ duruyordu. Roma’da halk arasında adı konulmamış bir yas uygulandı. Bu yas günlerce sürdü. Kimse evinden dışarı çıkmadı. Herkes Aziz Valentinus için dua etti. Valentinus şehir mezarlığı dışında bir yere gömüldü. Bu mezar yeri sadece gömü işlerini yapan ve mezar yerini kimseye söylememeye yemin ettirilen beş kişi tarafından biliniyordu. İmparator II. Claudius’un ölümünden sonra Papa I. Julius tarafından Porta Valentini adı verilen bir kemer kapısının altına gömülmesi sağlandı. “Bugünkü

Roma’da Praxedes Kilisesi’nin bulunduğu yer” Julia, mezarın taşınmasından sonra ilk kez evinden çıkar. Mezarın yanına Aziz Valentinus’un da çok sevdiği pembe çiçekler açan bir badem ağacı diker. Bu ağaç sevginin ve dostluğun simgesi olmaya başlar. Roma’nın en güzel kızı Julia hayatı boyunca her gün Valentinus’un mezarını ziyaret etti. Ve hiç

kimseyle evlenmedi.

Valentinus ölümünden 200 yıl sonra Papa Galasius Julia’yı aziz, 14 Şubat gününü de Aziz

Valentinus günü olarak ilan etti. Pagan inançlarına göre kuşların çiftleşme ayı olan Şubat

ayı gençlere ilham kaynağı olmuştu. Onlar da Şubat ayında her yıl 15 şubat’ta Lapercalia adı verilen bir festivalle çiftleşme töreni yaparlardı. Gençler bir birlerine hediyeler verirlerdi. Tanrıçaya sevdiklerinin adının yazılı olduğu bir not verilirdi. Aziz Valentinus’un ölümü 15 Şubat

Lapercalia’nın arefesinde olması ve Hristiyanlığın yayılmaya başlaması ile festival yerini 14 Şubat “St Valentinus” Sevgililer gününe bıraktı. Gençlerin ilk cinsel deneyimlerini yaşadıkları Pagan inançları yerini Aziz Valentinus’un ölümü ile sevgi, aşk ve evlilik kurumuna bırakır.

Böylece Roma’nın bereketlilik ve döllenme kutsamalarıyla, Hristiyanlığın evlilik ve çoğalma ilkesi bütünleştirilmiş oldu. Amaca ulaşılmıştı. Günümüzdeki yorumuyla “St Valentine” yani Sevgililer Günü, Roma’daki gibi sevenlerin birbirlerine sevgilerini Valentinus’un son

mesajında olduğu gibi küçük kartlar ve hediyelerle sunmaları şeklinde kutlanmaktadır. Aslında kökende yine birleşme, bütünleşme ve çoğalma güdüsü yani bereketlilik vardır.

Aynı zamanda da, Tanrısal aşkla, dünyasal aşkın birleştiği yer, Julia’nın öyküsünde olduğu gibi birleştirilir. Ama ilginçtir ki, aşkı yasaklayan bir despotun binlerce yıllık anısı, bize kadar ulaştı. Ne dersiniz Valentinus, Julia’ya yazdığı son notta olduğu gibi II. Claudius’a kızmak yerine iyi ki böyle bir gaddarlık yaptı mı demeli miyiz? Hiçbir kötülük kabul edilemez ama, böyle bir hikayenin ve binlerce yıldır süregelen bir geleneğe neden olan II. Claudius’u kaç kişi hatırlar. Ama o’nun neden olduğu 14 Şubat sevgililer günü neredeyse dünyanın her yerinde kutlanan bir gün haline geldi.

Özellikle işin bir satış ve ticaret haline getirilmesinden sonra. Sevgililer günü anısı olan küçük sevgi sözcüklerinin yazılı not kartları yerini, pahalı hediyelere bıraktı. Pırlanta, altın araba gibi. Özel tatil programları, geceler, yemekler, partiler de cabası. Belki aşkımız, sevgimiz onlarınki kadar büyük olmasa da, kendi çapında herkesin bir büyük aşkı olmuştur. Elbette sevgi ve aşk her zaman yanımızda olsun. Ama özellikle 14 şubat’lar da bir başka olsun. İnsanın insana bakışı, dokunuşu, öpüşü, kız erkeğin, erkek kızın elini tutarken kalbi bir başka atsın. Kalbimiz avuçlarımızın içinde çırpınan bir kuş gibi olsun. Ona zarar vermek istemeyen ama, elimizden uçacakmış gibi endişe ile incitmeden tuttuğumuz bir kuş gibi atsın kalbimiz.

Gazeteci Yazar Ömer Mazi’nin 14 Şubat adlı kitabından alınmıştır

BİR YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi giriniz